Bildiğiniz ya da şimdi öğreneceğiniz üzere bloguma zaman zaman misafir yazarlar alıyorum. Bu blog genellikle hayata ve hayata anlam katan şeylere benim bakış açımdan bakıyor ve ben de çok fazla teknik yazmayı sevmiyorum. Ee blogumda teknik bir şeyler yazmayı seven insanlardan güzel yazılar olsa fena mı olur? İşte bu yüzden de bu yazının misafir yazarı Adel Burgaçoğlu.


Gelişen teknolojinin bize sunduğu nimetler her geçen gün artmaktadır. Durup düşündüğümüzde hayatımızın neredeyse her alanında bize engeller yaratan sınırlar ve mesafeler ortadan kalkmakta, bu durum insanlar için her zaman olumlu sonuçlar doğuracak düşüncesine kapılıyor olabiliriz. Ancak unuttuğumuz bir detay var: Rekabet.

Küreselleşme ile birlikte hayatımıza geleneksel rekabet kavramının yanında bir de küresel rekabet eklendi. Peki nedir “küresel rekabet”, nasıl başa çıkarız zorlaşan rekabet koşulları ile? Bu yazımda onu inceleyeceğiz.

Rekabet üstünlük sağlama amacı ile rakiplere karşı yürütülen yarışma etkinliklerinin bütünüdür. İşletmeler arasındaki rekabet yarışı işletmelerin, pazar payını genişletmek ve karlılıık oranını yükseltmek için vardır.
Küreselleşme ile birlikte ticaret sınırları da ortadan kalkmış ve işletmeler hem ulusal hem de uluslararası rekabet yarışını kazanmak için extra bir çaba içerisine girmişlerdir. Bazıları hiç kazanamayacaklarını düşünüp geriye çekilmiştir, bazıları ise daha çok çalışarak yarışı kazanmak için daha çok çalışmışlardır? Neler yapılması gerekiyor?

Küresel rekabet yarışında başarılı olabilmek için firmanın faaliyet gösterdiği sektörü iyi tanıması gerekmektedir. Bu noktada swot analizleri yapılabilir. Sektörü iyi analiz edebildikten sonra firmanın müşterilerini, tedarikçilerini ve çalışanlarını tanıması gerekir. Anketler ve veri analizleri yapmak bu konuda firmaya yardımcı olacaktır.
Müşterileri tanımak hizmet kalitesini attıracaktır.
Tedarikçileri tanımak firmanın üretim kapasitesini belirlemek konusunda firmaya fikirler sağlayacaktır.
Çalışanları tanımak ise firma performansının en yüksek düzeye çıkarılmasında etkin bir rol oynayacaktır.
Küresel rekabet yarışında başarılı olabilmek için sadece kendimizi tanımamız yeterli değildir, aynı zamanda rakiplerimizi de iyi analiz edebilmemiz gerekmektedir. Rakiplerin pazardaki üstünlüklerini ya da güçsüz yönlerinin bilirsek kar düzeyimizi ve pazar payımızı arttıracak rekabet stratejileri belirleyebilmemiz kolaylaşır. Belirlenen rekabet stratejisi sürekli değişime ve gelişme açık olmalıdır. Bu koşul sürekli olarak yapılacak olan Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmaları ile sağlanabilir. Firmanın bu çalışmalar özel merkezler kurması ve özel bir bütçe ayırması bile gerekebilir. Yetkililer bu çalışmalara gerekli özeni göstermezlerse yarışı kaybetmek kaçınılmaz olacaktır.

Bu adımları yerine getirip hala bu yarışta galip gelememiş olan firmalar illaki var olacaklardır. Bu duruma bazılarımız şanssızlık diyecektir, bazılarımız ise “büyük balık küçük balığı yer” sözünü aklını getirip hala küçük olduklarını düşünecektir. İşte tam bu noktada uygulanması gereken ama rakiplerin birbirini düşman olarak görmelerinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Firmalar küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan sorunlara birlikte çözüm arayışlarına girmelidirler. Gerek kıt kaynakların kullanımı gerekse farklılık gösteren müşteri beklentileri konusunda ancak birlikte çalışarak bir sonuca varabilirler.

Bu noktada örnek almamız gereken kişilerin başında Japonlar var. Tıpkı üretim tekniklerinde olduğu gibi. Japonya’da aynı sektörde faaliyet gösteren işletmelerin yetkilileri, bir yarış içerisinde olduklarını unutmadan belli aralıklarla sektördeki problemleri belirleyip, bu problemlere ortak çözümler geliştirmektedirler. Bu çözümler onları dünya pazarında farklı uluslardan rakipleri karşısında öne geçirmektedir. Onları öne geçiren faktör takım çalışması faktörüdür. Ortak problemlerine çözüm geliştirdikten sonra yeniden rekabet yarışına dönerler. Bu durum onlara hem maddi hem manevi anlamında olumlu sonuçlar getirmektedir.

Bir örnek ile açıklayacak olursam aynı ülkede yer alan, 3 farklı şirketi düşünün. Üretilen malların müşterilere ulaştırılması konusunda 3’ü de aynı lojistik firması ile anlaşsın ve bu firma A firması olsun. Eylül ayı siparişleri ekonomik kriz dolayısı ile düşmüş ve bu durum bir çok olumsuzluğu beraberinde getirmiştir. 3 firmanın da tırları dolmuyor ancak müşteriler ürün bekliyorlardır. Siparişlerin teslim edilememesi durumunda firmaların marka değerinde düşüş kaçınılmaz olacaktır. Bu durumda firmaların yapacağı en akıllıca hareket lojistik firması ile ortaklaşa anlaşıp maliyetleri bölüşmektedir. Bu durum firmaların maliyetlerini azaltacağı gibi, marka değerinin düşme riskini de ortadan kaldıracaktır. Ayrıca ortak araç kullanmak dünyaya verilen zararı da en az düzeye çekecektir. Bu birlik sayesinde firmalar uluslar arası rakiplerine karşı bir avantaj yakalamış olurlar.

Bu büyük her zaman sizin için en iyisinin olması dileği ile


Örgütsel Snizm’den Titanic Sendromu’na onlarca yazı için Adel’in blogunu da ziyaret etmeyi unutmayın: Tıklayın 🙂 


Alperen Bilgehan Dede

Kendi çapında #endüstrimühendisi, Ucundan kıyısından #blogger, Biraz #pazarlama öğrenicisi, Nihayetinde #istanbul’da yaşam savaşı verici

0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.