Geçtiğimiz yıllarda insan kaynakları alanında araştırmalar yaparken bu soruya bakmaya çalıştığım taraf ile şu an baktığım taraf biraz farklı. Önceleri masanın içteki kenarındayken şimdi dış kenardan ve kendi beklentilerimden bakmaya çalışıyorum.

Sakin bir pazar gününün getirmiş olduğu dinginlikle evde oturmuş Dergilik’ten Capital Dergisini okurken sayfanın bir köşesinde aşağıdaki yazıya rastladım ve dedim ki bu sefer de bu duruma kendi açımdan bakmalıyım ve bu 3 başlığı kendi açımdan değerlendirmeliyim. Keyifli okumalar.

 Güçlü Lider 

Güçlü bir lider arayışı tüm canlılarda olduğu gibi sanırım bizde de içgüdüsel bir davranış. Duruşu ve konuya hakimiyetini yanısıra sahiplenmeyi bilen ve sahiplendiğini de hissettiren bir liderle çalışmak da haliyle günün neredeyse 9-10 saatinin geçirildiği iş ortamı seçimi yaparken dikkat edilmesi ve ana kriterlerden biri haline getirilmesi gereken bir seçimlerden biri.

Tabiki güçlü bir lider olması sadece iş tarafında güçlü olmasıyla değil hayata bakışı açısından da güçlü olması gerekliliğini beraberinde getiriyor. Örneğin benim gözümde güçlü bir lider için etik kavramı gelişmiş olmalı, attığı adımın doğruluğu kadar etikliği konusunda da kafalarda soru işareti kalmamalıdır.

 Emeğe Saygı 

Günden güne Dünya değişiyor. Elbette değişen Dünya ile birlikte işlerimiz de değişiyor ve teknolojinin de getirisiyle artık her yerde çalışabilir pozisyona geliyoruz. Elbette bunun bir getirisi olarak da çalışabileceğimiz her yerde çalışıyoruz. Ki burada da devreye işi sevmek giriyor. Her ne kadar mesai bittiği anda benim işim biter algısı ülkemizde hakim olsa da kendi adıma yaşayacağımız gelişmelerin sahiplenişle alakalı olduğunu ve eğer yeterli sahiplenmeden uzaksak da gelişemeyeceğimizi düşünüyorum.

İş hayatında sahiplenme kısmı ise biraz farklı işliyor. Sen işini sahiplenerek başlıyor olabiliyorsun ancak ikinci ya da üçüncü nedenler zamanla seni işten uzaklaştırabiliyor ya da kafanı karıştırabiliyor. Elbette bu kafa karışıklıklarının başında da emeğe saygı yatıyor. Ne kadar çok ya da ne kadar efektif çalışırsan çalış eğer emeğin saygı görmüyorsa motivasyonun düşebiliyor ya da emeğinin yeterince saygı görebileceği yerleri aramaya başlayabiliyorsun.

Buna ilave olarak çalıştığımız yerin elbette ki bizi tatmin etmedeki en etkili noktalarından biri de daha fazlasını istediğimizde ona ulaşabiliyor olmamız. Öğrenmenin sınırı olmadığı ve işlerin monotonluktan uzak olduğu bir yerde kim çalışmak istemez ki?

Ha bir de hiyerarşi denen o şeye gelelim. Benim gibi iş hayatında yeni biri iseniz elbette ki bu konuların standart bir şirkette canınızı sıkması aşırı derecede rastlanan bir şey olacaktır. Örneğin title’a göre mail dönüş sürelerinin değişmesi gibi.

İnsana Değer 

İşte dananın kuyruğunun koptuğu noktaya geliyoruz. Bir firmanın emeğinize saygı duymasının yanı sıra insana verdiği değer apayrı bir öne taşıyor. Bu noktada da şirketin İnsan Kaynakları politikaları işin içine giriyor. Her ne kadar ülkemizde hala anlaşılamamış olsa da İnsan Kaynakları’nın tek işi işe alım ve işten çıkarım yapmak ya da bordrolama yapmak değil.

Yıldız Holding’e bağlı CCC Gıda’da İnsan Kaynakları Stajı yaptığım dönemde de bir firma İnsana Ne Kadar Değer Verebilir? soruma yakın cevaplar vermişlerdi. Güçlü bir insan kaynakları yönetim sistemine sahip olmaları sebebiyle çalışan bağlılıkları yüksek seviyedeydi.

İnsana ya da çalışana verilen değer onlara minibüslere doldurup pikniğe götürmekle olmuyor ne yazık ki. Çalışana verilen değer onun motivasyonunu yüksek seviyede tutmak ve işini severek yapmasına destek olmak için anlık verilen kararlar ışığında belli oluyor.

 

Okunmaya Değer Bulduysan Paylaşmayı Unutma :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.